Kendiliğim kendim midir? Ben ben miyim? Ben neredeyim?…

Bu yazıyı okumaya başlarken daha aşağıya inmeden bir şey sormak istiyorum.

Kendilik nedir?

Bu soruyu duyduğumda aklıma ilk kendi imajım düştü fakat hemen sonra “beni ben yapan ne varsa” dediğimi hatırlıyorum. Peki “beni ben yapan” nedir?.. Müzik dinlemeden uyumamam, güne kahve düğmesine bastığım an başlamam :), kağıt-kalem kullanırken ilk iş gülen surat çizmem gibi şeyler mi? Sanmam.

Bu sorunun cevabını hemen vermek pek mümkün olmayacağı için üzerine biraz konuşalım. Bir konuyu merak ettiysem (genelde) ekşi sözlüğe göz atmak ilk adımım oluyor. Bu yumuşak geçişi tercih etmemin sebebi ise akademik dilin yoğunluğuna karşılık konunun ele alınışını hiç tahmin edemeyeceğim bir biçimde görmemdir ve işte kendilik nedir? Sorusuna gelen cevabı paylaşıyorum;

  yıldız abla tasavvufi bir bakış açısıyla sevgi ve kendilik hakkında güzel bir yorum yapmış.

“her acı büyütür içindeki çiçeği, dönersin kendine budur aşkın gerçeği.”

yürü be yıldız abla. 
                                     

Bu söz burada şimdilik dursun, yazının devamında buraya döneceğim..

Şimdi alanyazına bakacak olursak; Kendilik Psikolojisi 1970’li yıllarda Heinz Kohut tarafından ortaya çıkıyor. Kohut “Kendilik Psikolojisi” kuramını iki aşamada açıklıyor ve ilk aşamada kendiliği kişinin kendini algılayışı ve ego içinde bir tasarım şeklinde tanımlamıştır1. Freud’un klasik psikanalizinden ayrılmayan bu tanımın ardından ikinci aşamada ise klasik kuramdan uzaklaşıp kendiliği merkeze almış ve kişiliğin çekirdeği, algı ve girişimlerin merkezi olarak nitelendirmiştir2.

Kohut’u Freud’dan ayıran ise, kuramını katı kurallardan uzaklaştırması ve ılımlı bir yaklaşım ile oluşturmuş olmasıdır. Klasik psikanalizde, yenidoğanın gelişim aşamasına baktığımızda ilk adım yoğun anne bağımlılığıdır ve gelişim bu bağımlılıktan kopuşun ardından gelen bireyleşme ile devam eder. Yani bağımlılık ve bireyleşme ayrı şekilde ele alınır. Kendilik Psikolojisi ise bireyleşme ve bağımlılık arasında meydana gelen etkileşime odaklanır. Odağın bu denli değişimi ise bu ayrılığın resmiyete dökülmesi sayılabilir sanırım.

Kendilik psikolojisinin en önemli vurgusunun ne olduğunu düşünecek olursak, bu kesinlikle kendiliknesnesidir ve bunun kavranması kendiliğimizi konuşabilmemiz için oldukça önemlidir.

Kendiliknesnesini en yalın, kişinin kendinden ayrı görmediği ve kendilik gelişiminin devam edebilmesi için ihtiyaç duyduğu nesne olarak tanımlayabiliriz3. Kendiliğimizden ayırmadığımız bu nesneler ile kurduğumuz bağ dışına çıkmıyoruz. Kurama göre tüm deneyimlerimiz bu arada gerçekleşmektedir. Bu şekilde düşününce ne kadar da basit ve sorunsuz bir aşamalar bütünü olarak görünüyor. En azından kendi adıma böyle düşündüğümü söyleyebilirim. Şimdi bu aşamalara biraz daha yakından bakalım.

Günlük hayatımızı düşünürsek, işe ya da okula gittiğimizde, arkadaşlarımızla görüştüğümüzde, partnerimizle birlikteyken fiziksel ve duygusal sıcaklığa ve kaygı yaşıyorsak sakinleştirilmeye ihtiyaç duyuyoruz. Kohut bu ihtiyaçların karşılanmasının kendiliknesnesi işlevi olduğunu söylüyor4.

Bu kafa karışıklığını azaltmak adına şunu söyleyebilirim; erken çocukluk dediğimiz dönemde kendiliknesnemiz bize bakımveren kabul edilir (anne, vb.) ve o dönemde onun kendiliğini kullanırız. Bakımverenin kendiliğini kullanarak, içsel bütünlük duygusunu elde etmeyi, duygularımızı yaşamayı ve düzenlemeyi, özsaygı ile özdeğer duygularını geliştirip sürdürmeyi sağlarız. Kohut bu yaklaşımı ile “aynalama aktarımı” teorisini ortaya koymuştur ve üç bölümlü kendiliği sunmuştur.

Bu bölümlerden ilki, “Büyüklenmeci Kendilik” dediğimiz, Narsisist gelişimin birinci hattı olan, güce ve başarıya ulaşmak için gayretlerimizin ortaya çıktığı kutuptur. Bu aşamada çocuk harika olduğunu ve hayranlık duyulduğunu bilmeye ihtiyaç duyar. Bu döneme uygun yanıtlar vermek ise çocuğun kendine güvenmesinin sağlanmasına yardımcı olur. Burada bahsedilen ihtiyacın sürekli ve eksiksiz karşılanması olarak değerlendirilmemeli. Sağlıklı gelişimin gerçekleşmesi için travmatik olmayan optimal hayal kırıklıkları yaratarak deneyim kazanmasını sağlamak önemli rol oynar5. Kohut gelişimin bu aşamasında çocuğa aynalanan özelliklerin çocuk tarafından dönüştürülerek içselleştirmesi ile kalıcı kendilik yapısı gelişeceğini söyler.

Gelişimin ikinci hattı olan “İdealleştirme” aşamasını örneklerle anlatmanın daha anlaşılır olacağını düşünüyorum. Birçoğumuz çocukluğumuzda yere düştüğümüzde ebeveynimizin/bakımverenimizin yanımıza gelip “öpeyim geçsin”, “uf olmuş” gibi söylemleri sayesinde acımızın ortadan kalktığını anımsayacaktır. Düştüğümüz anın ardından hayranlık duyduğumuz kişi tarafından görülmek ve bakım görmek, bizleri düşsek de, canımız acısa da bize rahatlık ve sakinlik hissettirecektir. Burada gelişimin sağlıklı ilerlemesi ise ileride oluşacak sorunlarda kendiliğin kalıcılığını sağlar6.

Gelişimin ilk aşamasında yaratılan optimal kırılmalar çocuğun mükemmelliği kaybettiği bir deneyim olarak kalır ve ikinci aşamada çocuk tekrar elde edebilmek için mükemmelliği bu sefer idealize ebeveyn imagosuna aktarır1. Daha anlaşılır olması için yine örnek üzerinden ifade etmeye çalışacağım. “Benim babam harika”,”Benim babam senin babanı döver” gibi söylemler babayı yüceleştirmenin bir sonucudur. Çocuk bu yüceleştirmeyi yaparken de bir yandan idealize ebeveyn imagosu ile kaynaşma ihtiyacı içindedir. Çocuk istediği güç ve güveni idealize ebeveyn imagosu ile yakaladığı için yanından ayrıldığında kendini güçsüz, değersiz hisseder. Kohut burada tümgüçlü nesnenin anneden babaya kaydığını söyler ve yine çocuğun ağzından bu dönemi yansıtırsak şunu duyarız: “Sen mükemmelsin ve ben senin parçanım”. Burada sağlıklı gelişim, çocuğun yüceleştirmeyi yapabilmiş ve ihtiyaçları doğrultusunda sakinleştirilmiş olması ile gerçekleşir. Bu aşamada meydana gelecek optimal hayalkırıklıkları ile çocuk ebeveyninin mükemmel olmadığını fark edecektir. Bu fark etme ile yüceltici narsisizm olgunlaşma gösterir. Çocuk içselleştirmeyi gerçekleştirirse de kendi ideallerini ve özdeğerini oluşturması gerçekleşebilir7.

Gelişimin “ikizlik” olarak adlandırdığımız üçüncü aşamasında çocuğun kendine benzer ötekine; birlikte kendini gösterebildiği, ilgi ve becerilerinin kabul göreceği ve aidiyet duygusunu yaşayacağı arkadaşa, kardeşe ihtiyacı gelişir. Bu aşama çocuğun bireyleşmesinin ön adımı sayılabilir, çünkü çocuk bu hatta ilk başta kendisine benzer ötekilerle kaynaşır ve diğerlerine karşı tahammülsüzlük gösterir. Sağlıklı gelişimin sağlanması ile tolerans artışı meydana gelir.

Kohut’a göre bu 3 aşama sağlıklı kendilik için önkoşuldur ve kendiliknesnesi ilişkisinin önemini göstermektedir. Bu aşamalarda meydana gelen gereksinimler döneme uygun cevaplanmaz ise “kendilik bozuklukları” meydana çıkar.

Son olarak, başta ekşiden gelen cevaba, tüm bu yazılanların özeti sayılabilecek o söze, dönmek istiyorum. “her acı büyütür içindeki çiçeği, dönersin kendine budur aşkın gerçeği”.

Yazının tartışması sayılacak şekilde yorumlamak istediğim kısım ise ‘acının büyütmesi’ günlük dilimize adaptasyon sağlamış, temelini unutarak kullandığımız bir kalıp olsa da kuramın savunduğu bir noktaya atıf yapıyor, hayalkırıklıkları ne kadar acı verici olsa da kendiliğimizin sağlıklı gelişimi için kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Bu gelişim ise en temel kullanımıyla özseverlik dediğimiz Nergis çiçeğinin isim verdiği Narsisizmin sağlıklı gelişimine yatırımdır.

Yıllarca çalışılmış ve araştırılmış bir konuyu tek bir satırda görmek ise oldukça düşündürücü :)).

Görüşmek üzere

Zeynep

————————————————————————————————————————

KAYNAKLAR

  1. Kohut, H. (1998). Kendiliğin çözümlenmesi. (C. Atbaşoğlu, B. Büyükkal, C. İşcan, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (1971)
  2. Kohut, H. (1998). Kendiliğin yeniden yapılanması. (O. Cebeci, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (1977)
  3. Socarides, D. D., Storolow, R. D. (1985-1985). Affects and selfobjects. The Annual of Psychoanalysis, 12-13, 105-119
  4. Kohut, H. (1959). Introspection, empathy, and psychoanalysis: An examination of the relationship between mode of observation and theory. Journal of the American Psychoanalytic Association, 7, 459-483
  5. Tura, S. M. (1996). Narsisizm sorunsalında Kohut ve Lacan. Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları-Narsisistik Kişilik Bozukluğu, 1/3, İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi
  6. Baker, H. S., Baker, M. N. (1987). Heinz Kohut’s self psychology: An overview. Am J Psychiatry, 144(1):1-9
  7. Tolpin M., Kohut, H. (1979). The disorders of the self: The psychopathology of the first years of Life. The Course of Life, (S. Greenspan, G. Pollock, Eds.). Washington, DC: US Government Printing Office, s. 229-253.

Kim bu içedönükler? (introvert)

Ne zaman okuldan eve gelsem annem günümün nasıl geçtiğini sorardı, ben de iyi/kötü ve kendimce önemli gördüklerimi anlatırdım ve hemen odama gidip kitap okumak, oyun oynamak ya da bazen sadece durmak isterdim. Bu durum zamanla şekil değiştirse de genel olarak bu form üzerinden gelişti ve ben işe başladıktan sonra, iş çıkışında koşarak eve gidip kahve, kitap ikilisine kavuşma hayali kurarken o soru gelirdi; GÜNÜN NASIL GEÇTİ?

İletişimin yoğun olduğu, “normalin” üstünde uyarılma yaşanan günün ardından konuşmaya dahi güç bulamayanlar beni anlayacaktır, bu soru o kadar da basit değildir, özellikle konuşmaktan keyif alan ve bunu sizinle planlayan biri tarafından gelmişse… Çok uzun zaman annem ile tartışmalar yaşadık bu konu hakkında, “bütün gün dışarıdasın, bana gelince çok ketumsun”, “benimle birşeyini paylaşmıyorsun”, “hiç odandan çıkmıyorsun” gibi ve dahasını duymaya alıştığım zamanlarda, aslında bazen konuşmadan yan yana oturmanın dahi beni nasıl motive ettiğini ifade edemedim. Bir zaman sonra, yine odamda bilgisayarda gezindiğim bir akşam içedönük (introvert), dışadönük (extrovert) araştırmasına denk geldim. Sanırım o makalenin peşinden konuyu daha detaylı araştırmam sonucu, dayatılan ve ödüllendirilen dışadönüklüğün baskısı altında hissettiğim “gariplik” dağılmaya başladı. Neredeyse tüm sektörlerin dışadönük eğemenliğinde olması ve dinlediğimiz, izlediğimiz müzik ve televizyon programlarında ana karakterler olmak üzere dışadönüklüğün avantajına odaklanılması içedönüklerin fazlaca baskılanmış hissetmesine yol açabilmekte. Yanlış bilgiler nedeniyle içedönüklük, utangaçlık veya sosyal fobi ile oldukça karıştırılmaktadır fakat kişiye göre farklılık göstermekle birlikte içedönüklük “gönüllü sosyal izolasyon” ile ilişkilendirilebilir.

Çok sevilen arkadaşlarla görüştükten sonra belli bir süre (1 gün/ 1 hafta/ 1 ay..)  izole olmak ya da çok yakın arkadaşın aradığını görüp konuşacak motivasyonu bulamamak, içedönük bireylerde çoğunlukla ortak davranış olarak görülmektedir. Bu yaşananların sorun olmayıp, aslında beynimizin ödül sisteminin çalışmasına kadar uzanan bir kişilik yapısı olduğunu bilmek içedönük bireyler için oldukça rahatlatıcıdır.

Bu kavramlar aslında çok yeni değil fakat son zamanlarda, özellikle pandemi ile tekrar yüzeye çıktı. Carl Gustav Jung 1913 yılında Münih’te gerçekleşen Psikanaliz Kongresi’nde içedönük (introversion) ve dışadönük (extraversion) üzerine fikirlerini sunmuştur ve bu sunum Jung’un Freudyen psikanalizden ayrılışı olarak kabul edilmiştir. Jung kişilik farklılıklarını, bireyin enerjisinin kaynağının ve yönünün belirlediğini önermiştir ve extrovertleri libidonun dışarıya dönük olması, introvertleri de libidonun içeriye dönük olması ile tanımlamıştır. Jung’un libidosu Freud’un ki ile karıştırılmamalıdır. Jung, psişik enerji kaynağı olarak değil, bir dizi davranış için motivasyon kaynağı olarak kullanmaktadır.

Pandemi dönemini introvert bireyler extroverlere göre kesinlikle daha rahat, çok zorlanmadan geçiriyor fakat introvertlerin tüm zamanını yalnız geçirme durumu söz konusu değil ve bununla birlikte içedönükler sosyal aktivitelere katıldığı zaman fazla uyarılma gerçekleştiğinde geri çekilip izleme, dinleme pozisyonuna geçiyor fakat pandemi dönemi video konuşmaların sıklaşmasıyla geri çekilme ve sadece dinlemeye geçmenin mümkün olmaması, durumu zorlaştırmaktadır.

Bernrewter’a göre ise introvertler hayalperesttir ve kendi içlerinde yaşama eğilimindedirler.

Abernethy (1938) içedönüklüğü sosyal eğilimlerden ziyade düşünceler ile ilişkilendirmiştir ve dışadönüklüğü detaylı plan ve gözlem yapmaya eğilimi olmadan, sosyal aktivitelere rahatça ve güvenle giren kişiler olarak tanımlar.

İntrovert ve extrovertlerin sosyal durumlarda davranışları gözlemlendiğinde dışadönükler, sosyal etkileşim arama ve bunlara katılma eğilimindedirler; içedönükler ise sosyal ortamlarda geri çekilme, saklanma davranışı gösterebilirler. İçedönükler çoğunlukla bilip tanıdıkları kişilerle sosyalleşmeyi, yeni kişilerin olduğu ortamda genellikle geri çekilip izlemeyi tercih ederler.

İletişimlerinin incelendiği bir çalışmada ise dışadönüklerin daha sık ve daha yüksek sesle konuştukları, daha geniş hareketlerle, daha fazla fiziksel yer kaplama ve içedönüklerden daha fazla konuşma başlatma eğilimleri olduğu bulunmuştur (Min Lee ve Nass, 2003). Başka bir çalışmada ise, bilinmeyen kişilerle yapılan görüşmelerde, içedönüklerin dışadönüklere göre daha az göz teması kurduğu ve daha az konuştuğu bulunmuştur (Rutter, Morley ve Graham, 1972).

Khalil (2016) karar alma davranışlarını ele aldığı çalışmasında, dışadönüklerin önemli kararlar alırken başkalarının yönlendirmesine ihtiyaç duyarken, içedönükler dürtüsel kararlardan kaçınırken, kendi kararlarına güvenir.

Dışadönük bireyler tarafından dışadönüklere göre dizayn edilen çalışma ortamlarında özellikle son zamanlarda açık ofislerin artmasıyla içedönük bireylerin verimi düşmektedir. Yapılan araştırmada yoğun gürültünün olduğu ortamlarda içedönük bireylerin konsantrasyon problemi yaşadığı; dışadönüklerin aktif şekilde çalışmaya devam edebildikleri gözlemlenmiştir (Belojevic, Slepcevic ve Jakovljevic, 2001). Kendisi de içedönük birey olan Susan Cain, TED konuşmasında ofislerin ortak alanlarının yanı sıra içedönük bireylerin rahat çalışabilmesi için kapalı alanlar olması gerektiğini savunmuştur. Çalışma ortamında ortak alanlar fikir alışverişi için ve kısa sohbetler (chit-chat) için uygundur ancak içedönük bireyler kısa sohbetten kaçınırlar ve derin konuşmaları tercih ederler. Kişiye göre yine değişmekle birlikte içedönük bireyin kısa sohbet karşısında yaşadığı durumu şu şekilde özetleyebiliriz; yaptığı spor yoga olan birinin ringde Muhammed Ali ile karşılaşması sonucu sağlı sollu kroşelere maruz kalması.. İçedönük bireye genelde uygun olmayan bu davranış, yapılan araştırmalara göre beynimizin ödül sistemi ile alakalıdır.

Beyin görüntüleme ile yapılan başka bir çalışmada içedönüklerin duyguları yansıtan yüz ifadelerinden uyarılmalarının daha fazla olduğu görülmüştür, bu sebeple de içedönüklerin yoğun sosyal etkileşimden kaçındıkları düşünülmüştür (Suslow, Kugel, Reber, Dannlowski, Kersting, Arolt, Heindel, Ohrmann, ve Egloff, 2010).

İçedönükler ve dışadönüklerin sözel stilleri arasındaki farkını inceleyen bir çalışmada, dışadönüklüklerin soyut terimlerle konuşma eğiliminde olduğu, içedönüklerin somut gerçeklere odaklanma olasılığının daha yüksek olduğu görülmüştür (Baukeboom, Tanis ve Vermeulen, 2012).

Kendisi de içedönük olan örgütsel psikolog Adam Grant, içedönüklerin yalnızlığa karşı arzusunda dışadönüklerden farkının bağımsızlıktan kaynaklandığını söylemektedir ve yazısında bir introvert bireyin, extrovert gibi davrandığı zaman sosyal etkileşime, extrovertler kadar dayanamadıklarını ve “normalden” daha yorgun, bitkin ve düşünemez hale gelebilmekte olduğunu söylemektedir.

“Introvertler antisosyal değillerdir, yalnızca farklı şekilde sosyallerdir!”- Susan Cain

Zeynep Yağmur Karova

Kaynaklar

  • Abernethy, Ethel M. (1938), Dimensions of “Introversion-Extroversion”, Journal of Psychology 6, pp 217-223
  • Belojevic, G., Slepcevic, V. & Jakovljevic, B. (2001) Mental performance in noise:
    the role of introversion. Journal of Environmental Psychology, 21, 209–213.
  • Beukeboom, C.J., Tanis, M., & Vermeulen, I.E. (2012). The Language of Extraversion: Extraverted People Talk More Abstractly, Introverts Are More Concrete. Journal of Language and Social Psychology, 32, 191-201.
  • Geyer, P., (2012, October), Extraversion – Introversion: what C.G. Jung meant and how contemporaries responded, AusAPT Biennial Conference Melbourne, Australia
  • Khalil, R. (2016). Influence of extroversion and introversion on decision making ability. International journal of research in medical sciences, 4.
  • Lee, K. M., & Nass, C. (2003, April), Designing Social Presence of Social Actors in Human Computer Interaction, Ft. Lauderdale, Florida, USA
  • Rutter, D. R., Morley, I. E. & Graham, J. C. (1972). Visual interaction in a group of introverts and extraverts. European Journal of Social Psychology, 2, 371-384.
  • Suslow, T., Kugel, H., Reber, H., Dannlowski, U., Kersting, A., Arolt, V., Heindel, W., Ohrmann, P., & Egloff, B. (2010). Automatic brain response to facial emotion as a function of implicitly and explicitly measured extraversion. Neuroscience, 167, 111-123